Türk Dizilerindeki Genelev Çıkmazı

Birkaç gün önce yazacaktım aslında; ama anca şimdi fırsat bulabildim. Çok da keyifli bir yazı olacak benim için. O yüzden en ufak bir plan-program olmaksızın başlıyorum satırları dökmeye.

Efendim konumuz Türk dizilerinde sık sık yaşanan klişelerden biri: genelev sorunsalı. Peki ben neden bahsediyorum? Durduk yere neden böyle bir yazı yazma gereği duydum? Tanrı aşkına benim derdim ne? Ve kendi kendime cevap veriyorum: Geçenlerde oturmuş uslu uslu televizyon seyrediyordum. Televizyonda son dönemin çok izlenen dizilerinden biri vardı. Akasya Durağı. Hah evet, hani şu Çiçek Taksi’nin izinden gidip aynı başarıyı yakalama hevesinde olan ve kısmen de bunu başaran diziden bahsediyorum.

Bizimkiler çeşitli işlerle iştigal olurken bir yandan da televizyonu takip ederler. Ben de gittim yanlarına oturdum, tabi bilgisayar başında değilsem çok nadir başka bir işle iştigal olduğumdan, ve hatta o anda bu nadir anlardan birinde olmadığım için hiçbir işle iştigal olmadığımdan diziyi izlemeye koyuldum. Bir de ne göreyim: yanlış anlaşılma, genelev, polis baskını ve hooop masum insanlar içeri atılır.

Evin masum hanımı ve evin masum hanımının masum kızı, binalarına yeni taşınan komşularına bir jest olsun diye börek, çörek, dolma vesaireyi kapıp yeni komşularının kapısını çalarlar. Komşu kapıyı açar, bizimkiler içeride ne oluyor ne bitiyor bilmeden, hoop dalıverirler ortama. İçeride iki tane uzun bacaklı hatun ve bir de nereden bakarsanız bakın genelev patroniçesi olduğunu anlayabileceğiniz kokoş bir teyze oturmaktadır. Bizim masum ev hanımı muhteşem bir zeka örneği göstererek kızların kim olduğunu anlayıverir: “Kızlarınız da pek güzelmiş, ikisi de üniversite talebesi değil mi? Benim kızım da üniversitede okuyor. Ben istiyorum ki sizin kızlarınız benim kızıma bildikleri her şeyi öğretsinler, kendilerine benzetsinler.”

Şimdi ilk buraya sövmek istiyorum. Karşısındaki kızların hayat kadını olduğundan bi’haber kahramanımız, kızını da kendilerine benzetmelerini istiyor. Bir insan daha ilk defa gördüğü iki kızdan neden böyle bir istekte bulunur, orası da ayrı muamma. Yani komedi yapalım, insanları güldürelim derken kendiniz gülünç duruma düşmeseydiniz keşke… Türk dizilerinde halkı temsil eden karakterlerin saf olması gerektiği gibi bir kanı mı var bizim senaristlerimizde, gerçekten anlamıyorum. Yahu bi tane de pratik zekalı, çevik, ille de komiklik yapması gerekmeyen, saf olmayan, Türklerin özeneceği bir karakter koyun karşımıza. Yıllar yıllar öncesinin Keloğlan‘ı bin basar şu anki Türk dizilerine.

Pozisyonun devamına gelelim. Hadi yine her zamanki gibi aptal Türk imajını çizdiniz gözümüzde, yediniz bir halt. Tam bizim saftirik karakterlerimiz eve girip daha sonra da evdekilerin genelev çalışanları olduğunu anlayınca binanın önünde beliren polis arabasına ne demeli be? Bu kadar mı aptal yerine koyulur izleyici. Zaten çok nadir televizyon izlerim, böyle bir diziye denk geldiğim için artık çok çok daha seçici olmaya karar verdim. Hepsi sizin sayenizde muhteşem yapımcılar, senaristler, yönetmenler…

Türk televizyonlarını bu hale sokan herkese selam olsun, kendinizi böyle geliştirmeye devam edin, tebrik ederim.

Digiturk Webtv nedir, nasıldır?

“Artık Fenerbahçemin maçlarını cips, kola, msn ve yer yer sevdiğim müzikler eşliğinde izleyebiliyor ve hatta devre arasında büyük tuvalete bile çıkabiliyorum. Muhteşem değil mi?”

Evde futbolla ilgilenen tek kişisiniz. Genellikle sadece kendi takımınızın maçını izliyorsunuz. Eve Digiturk almayı düşündünüz fakat sadece haftada 4 defa izleyeceğiniz maçlar için yüksek meblağlar ödemeyi mantıklı bulmuyorsunuz. Üstelik maç yayınları da evdekilerin dizileriyle çakışıyorsa, evde maç izleme keyfini çoktan aklınızdan çıkarmışsınız. Bunun yerine dev ekranda maç yayını yapan kahveler arasından kalabalık ve küfürlü olmayanlarını seçmeye ve elinizden geldiğince takımınızın maçlarını takip etmeye devam ediyorsunuz.

Haftada 4 lig maçı olduğundan yola çıkarak maç başı ödediğiniz ücreti 5 liradan hesaplayın. Aylık ortalama 20 lira ile takımınızın maçlarını takip ediyorsunuz. Peki ben size evinizde, hem de odanızda, bilgisayarınızın karşısında aylık 20 TL ile Lig TV yayını alabileceğinizi söylesem, ne dersiniz?

Üstelik sadece lig maçları da değil. Digiturk WebTv sayesinde birçok Digiturk yayınını çok düşük ücretlerle ve yüksek kalitelerde bilgisayarınızdan izleyebiliyorsunuz.

İlk kimden gelecek diye beklerken bir hayli geç kalınmış ancak nihayetinde imdadımıza yetişip bizi mutlu etmiş bir servis olduğunu belirtmekle beraber, henüz iki maçtır yaşadığım webtv tecrübesini sizlerle paylaşmak istedim.

Görüntü kalitesiyle ilgili şüphelerimi gidermem için bu servisi kullanan arkadaşlarımla görüştüm. Bana elbette kaliteli bir televizyon yayını kadar olmadığını fakat iyi bir monitör ve ortalama bir bilgisayar sistemi (internet bağlantısı) varsa hiç takılmadan ve bozulmaya uğramayan bir görüntüyle maç seyredebileceğimi söylediler.

20 lirayı gözümden çıkardığımda gidip servisi satın aldım. Zira 1 mbit internet kullanan arkadaşlarım maç yayınlarını hiç takılmadan izliyorsa, 10 mbit internetle benim de kaliteli bir görüntü elde edebileceğimi düşünüyordum, öyle de oldu. Tüm kullanıcıların ortak görüşü olarak bu servisin tek bir kötü yanı var. O da maç yayınının internet üzerinden verilmesi sebebiyle 1 dakika geriden gelmesi. Ben şu ana kadar izlediğim sürede herhangi bir dezavantajını görmedim çünkü salonda Lig TV falan olmadığı için sorun olmuyor. :)

Hizmetle ilgili ayrıntılı bilgi için: http://www.digiturkwebtv.com.tr

Lafın özü, biz kullandık, beğendik, neden takipçilerimiz de kullanmasın diye düşündük ve blogumuza yazdık arkadaş. Buyrun sözün kalanını size bırakıyorum. Bu hizmeti kullanıyorsanız yorum yapabilirsiniz.

Şubat – 2010′un Son Demlerinde…

Yine uzun zaman oldu bir şeyler yazmayalı. Şu an saat tam 23:59, uyku da bastırdı. Bugün de daha önceki günler gibi hiçbir şey yazmak istememiştim aslında; ama sonra dayanamadım. En azından şu son dönemde neler yaptığımı başlıklar halinde yazayım istiyorum. Biraz uzun bir yazı olabilir ve bu yazı size kültürel anlamda hiçbir şey katmayabilir. Üstelik kimi yerlerinde anlattığım şeyleri bilmek istemeyebilirsiniz ya da birçok paragrafımın gereksiz olduğunu düşünebilirsiniz. Size hak veriyorum; çünkü ben çoğunlukla bencil bir günlük yazarıyım. Öyleyse tüm bunlara hazır değilseniz, yazının devamını okumayabilirsiniz.

Devamı »

Aimp Media Player – Last.fm Entegrasyonu

Daha önce bir yazımda, Winamp’dan çok daha küçük bir boyuta sahip olan, üstelik en düşük sistemli bilgisayarlarda bile çok rahat çalışabilen, bilgisayarı yormayan, çok az ram kullanan bir müzik çalardan bahsetmiştim. Bu müzik çaların adı Aimp idi. Aimp’i tanıttıktan sonra birçok olumlu tepki aldım. İnsanlar çok beğendi, daha önce başka yerlerden duymuş olanlar vardı, onlar yorumlarıyla bana katıldılar. Hiç duymamış olanlarsa oldukça radikal değişikliklere gidip Winamp’ı sistemlerinden sildiler. :)

Last.fm ise kullanıcıların dinlediği müzikleri diğer insanlara göstermek için kullandığı, dinlediğiniz müziklerin alternatiflerini size gösteren geniş bir veritabanına sahip olan bir sosyal medya sitesi. Son dönemde Lastfm kullanımı iyice artmaya başladı. Ben de daha önceden açmış olduğum hesabımı artık daha kararlı bir şekilde kullanmaya karar vermiştim.

Last.fm’in en büyük özelliği, bilgisayarınızdaki müzikleri tarayıp internet üzerindeki profilinize aktararak internet üzerinde kullandığınız arşivi sürekli dinlediğiniz müziklerle doldurmasıydı. Fakat bu özellik sadece çok bilindik müzik çalarlarla uyumlu çalışabiliyordu. (Winamp, iTunes vb.) Dolayısıyla Aimp kullanıp, listemizdeki parçaları internet üzerine otomatik aktarmanın mümkünü yoktu. Aimp’in yeni sürümüyle beraber bu özellik eklendi. İşlem çok basit:

  • Last.fm programını şuradan indirin.
  • Programı kurduktan sonra Scropper’ı açın. (İlk kurulumda kendisi otomatik açılacaktır ve bilgisayarınızdaki müzikleri taramak istediğini belirtecektir. İlk seferkini kaçırdıysanız program penceresinin üzerinde Araçlar -> Skroplama Devrede yazısına tıklayın bir-iki defa.)
  • Scropper ana menüsünde sadece Windows Media Player ve eğer sisteminizde yüklü ise Winamp, iTunes görünecektir. Aimp’i göremeyeceksiniz. Heyecanlanmayın. Yandaki bölümden “Ekle/Add” butonuna tıklayın ve açılan pencerede Winamp‘ı seçtikten sonra kaynak bölümüne bilgisayarınızda Aimp’in bulunduğu klasördeki aimp2.exe dosyasını seçin. Muhtemelen şurada olacaktır: “C:\Program Files (x86)\AIMP2\AIMP2.exe”
  • Onayladıktan sonra kurulumu bitirin. Scropper, tanımlayıcı bilgileri mevcut olan tüm müziklerinizi siz çaldıkça hafızaya alacak ve internetteki profilinize gönderecek.

İyi dinlemeler. ;)

5 Şubat 2010 – Cuma

Gündüz eniştemle Call of Duty: Modern Warfare 2‘yi Veteran ayarlarda oynamaya devam ettik, bitti sayılır.

Diğer yandan ben yıllardır oynamayı çok istediğim ama bilgisayarımı yenileyemediğim için bir türlü oynayamadığım, büyük sevdam, Spider-Man 3‘ü kurdum ve oyunun keyfine varmaya başladım. Yeni hareketler açıldıkça New York‘un uzun binalarının arasında ağdan ağa gezmek gerçekten muhteşem. :) Yakında oyunun oynanışıyla ilgili bir video çekip hasretimi giderdiğim anları sizinle paylaşacağım.

Bugün normalde Bulut‘la buluşacaktım, eniştem gittikten sonra ben de hazırlanmaya başlamıştım ki önemli bir telefon geldi. İşle ilgili bir görüşme yapmam gerekecekti; bu yüzden Bulut’la olan buluşmamızı iptal etmek zorunda kaldım; ama ne yazık ki o görüşme de daha sonra iptal oldu. Şanssızlıklar yönünden diğerlerine göre zengin bir gündü bu.

Saat 03:10 suları ve bu özeti yazdığımda bilgisayarımda hiçbir şarkı çalmıyordu…

4 Şubat 2010 – Perşembe

Öğleden önce uyandım.

Öğleden sonra omzumdaki sakatlık nedeniyle Sarp Tıp Merkezi‘ne gittik. Genel Cerrahi uzmanıyla görüştüm. Herhangi bir sakatlık tespit edemediğini, büyük bir ihtimalle birkaç lifin attığını söyledi. Gerekli kremleri yazdıktan sonra nasıl kullanacağımı tarif etti. Kardeşimi de çocuk doktoruna gösterdik, göğsünün üzerine yattığında bir ağrı çekiyordu. Bir de antrenmanlar sırasında çok fazla kesildiğini farketmiştik. Onda da ciddi bir şey yoktu.

Akşama doğru Fenerbahçe – Bursaspor maçını seyrettim ve keyfim inanılmaz seviyelere çıktı. Takım gerçekten çok dirençli oynuyordu. Zekice kurulan atakları gördükçe ve atılan 3 golden sonra keyfime diyecek yoktu. Üstelik ben Bursaspor karşısında mağlubiyet bekliyordum.

Maç başladıktan biraz sonra eniştem geldi. Maçı onunla seyrettik. Sonra normal ayarlarda bitirdiğimiz Call of Duty: Modern Warfare 2‘yi her zaman yaptığımız gibi bu sefer Veteran (en zor) ayarlarda bitirmeye karar verdik. Gecenin ilerleyen saatlerine doğru oyunun büyük bir bölümü bitmişti; ama saat 3 sularında uykumuza yenik düşüp yattık.

3 Şubat 2010 – Çarşamba

11 sularında kalktım. Teyzem, ananem ve annem varken öyle sıradan bir kahvaltı etmem beklenemezdi. Her zamanki gibi şaheser tadında bir kahvaltıyla güne inanılmaz güçlü bir başlangıç yaptım.

Kahvaltıdan sonra telefonum çaldı ve telefondaki güzellik beni kapının önünde beklediğini söyledi. Duş falan alacaktım ama bu sürpriz üzerine apar topar dişimi fırçalayıp, yüzümü yıkayıp, üstümü de giyerek dışarı fırladım. Güzellikle çay içip birkaç saat sohbet ettik. Daha sonra arabayla onu evine bıraktım ve geri döndüm.

Eve döndükten sonra Cem geldi. Kendisi için indirmiş olduğum oyun yanlış oyunmuş, doğrusunu indirdik. Sonra yanlışlıkla indirdiğim oyunu da kendisine vermeyi teklif ettim, kabul etti. 2 DVD’ye oyunları koyup işimizi hallettik. Medieval Total War ve Medal of Honor: Pacific Assault oyunlarını oynayacak Cem.

Bu işleri yaparken epey vakit harcadık ve karnımız acıktı. Önce mangal yapmaya karar verdik ama sonra hava muhalefeti ve ekipman yetersizliği sebebiyle Optimum‘a yemek yemeye gittik. Pideköy‘ün efsanevi pidelerinden (karışık ve kuşbaşılı) istedik ve üstüne de daha önce lezzetiyle bir yazıma konu olmuş olan kaymaklı künefelerden söyledik.

Bu elde ettiğimiz enerjiyi harcamanın en kolay yolunun ise Bowling oynamak olduğuna karar verdik ve iki tur Bowling oynadık. Rezalet bir Bowling oyuncusu olduğumu düşünürüm; ama bu gece 141 sayıyla pek de fena değildim. İki oyunun ikisini de ben kazandım.

Bowling’den çıktıktan sonra Cem beni eve bıraktı, evde unuttuğu 2 DVD‘yi kendisine verdim ve evine gitti.

Saat 02:38, bir daha böyle günleri biriktirip hepsini bir arada yazmayacağım, umarım.

Tüm bu gün özetlerini yazdığım sıralarda bilgisayarımın müzik çalarında hiçbir şey çalmıyordu.