yazmasam deli olacaktım!
Ocak, 2010
30 Ocak 2010 – Cumartesi
31 Ocak
Teyzemin hazırladığı, içinde enfes soslar barındırmak suretiyle normalden çok daha farklı bir tadı olan sahanda yumurta ile güne başladım.
Benim için çok aktif bir gün olmadı. Eniştemin de bizim evde olması sebebiyle gelenekselleşen bir Call of Duty: Modern Warfare günüydü. Bugünün en önemli özelliklerinden biri, Call of Duty: Modern Warfare’i VETERAN (en zor) seviyede bitirmemizdi. Tarihe not düşüyorum. Ama çok da zorlandığımızı söyleyemem bitirirken. Sadece bazı karambol anlarında çok defa tekrar yapmak zorunda kaldık.
Bunun dışında yanda fotoğrafını görmüş olduğunuz akşam yemeği güne damgasını vurdu. Menüyü yazıyorum: Muhteşem Çibörek, Acılı ev yapımı turşu, Tuzlu ev yapımı ayran. Parmaklarımı yedim ve parmaklarımı yemeden önce bu muhteşem akşam yemeğinin fotoğrafını çektim. Bu aralar çok oburum, sebebi ise elbette ananem, annem, teyzem.
Özeti bitirdiğimde saat 01.40′tı ve Manga – Dünyanın Sonuna Doğmuşum çalıyordu.
28 Ocak 2010 – Perşembe
29 Ocak
Dün akşam Eren bizde kalmıştı. Gece Eren‘in tavsiyesi üzerine Amerikan Pastası 5′i izlemiştik. Saat 03:30 sularında yattık; ama çok uyumadık ve saat 11 sularında kalktık.- Filmle ilgili uzun bir eleştiri yazısı yazmaya gerek görmedim. Bildiğiniz Amerikan Pastası işte. Kafa dağıtmak ve eğlenmek için bire bir. Kızları da gayet güzel seçmişler.
- Öğleden sonra benim işim olduğu için Eren fazla kalmadı ve kahvaltımızı ettikten sonra ayrıldı.
- Eren gittikten sonra ben de işimi halletmek üzere Göksupark‘a gittim. Beni bekleyen güzellikle akşama kadar vakit geçirdik. Bir karecik de fotoğraf çektim. (tabi telefonun kamerasından.)
- Günün en güzel yanı her tarafın bembeyaz olmasıydı. Muhteşem bir kar vardı Ankara’da. Göksu’daki göl de donmuştu. Bir fotoğraf makinesinin eksikliğini hissettim. En kısa zamanda almalıyım.
Ocak – 2010 nasıl geçti?
27 Ocak
Yazıyı tek kelimeyle sonlandırıp hepinizi fitil mi etsem diye düşündüm önce; ama sonra farkettim ki böyle bir şey sizi neden fitil etsin? Sağ üstteki kırmızı arkaplanlı beyaz çarpıya tıklar ve ocağımı söndürürsünüz, olur biter. Son yazılarımda gereksiz bir gevşeme farkettiniz mi? Ben farkettim. Sebebini bilmiyorum; ama hoşuma gitmiyor da değil. Bu kişisel bir günlük olduğu için, havasının da kişisel olmasında hiçbir sakınca yok. Tabi çeşitli konularda bilgilendirme amaçlı yazdığım yazılar için aynı durum söz konusu olamaz. Ciddi yapılması gereken işler, ciddi yapılmalıdır. Lafı da oturturum böyle işte.
Neyse ben biraz Ocak ayının nasıl geçtiğinden bahsetmeyi düşünüyorum. Merak ettiyseniz içeri buyrun, iki lafın belini kıralım. Devamı »
Ses Sistemi Kurulumu
9 Ocak
Son birkaç gündür Creative’in 5+1 ses sistemini kurmaya çalışıyorum. Bilgisayar karşısında her türlü totemi deneyip bin bir şaklabanlık yapmama rağmen bir türlü başaramamıştım. İnternette “ses sistemi nasıl kurulur?” diye birçok arama yaptım ve ne yazık ki bana yardımcı olacak türden bir yazıya rastlamadım. O araştırmalar sırasında da çözümü bulduğum anda web sitemde yayınlama hususunda kendime bir söz verdim. Şimdi de anlayacağınız üzere sonuca ulaştım ve benden sonrakiler sıkıntı çekmesin diye Creative ses sisteminin kurulumunu ve yapılandırılmasını anlatacağım. Bu arada çözümü internette değil kendi kurcalamaların sonrasında bulduğumu da gururla belirteyim.
Devamı »
O’nu Özlemek
6 Ocak
Sevgilim…
Bizi böyle ayrı koyan kadere boyun eğdik, bile bile!
Yenildik!
Kırıcıydık üstelik, sevgimize alışkanlık diye diye…
Arıyorum geçip giden zamanda,
Kayboluverdin bir anda,
Şimdi ne olduk seninle biz?
Biliyorum, döneceksin bir anda,
Dün gece gördüm rüyamda,
İnan çok özlüyorum seni!
Ben zaten senden gelen her çileyi, her kederi kabullendim, sen gittiğin günden beri… Bazen duyarsan sitemli sözlerimi, bağışla; çünkü çok özlüyorum seni…
Çok Özlüyorum Seni – Gökhan Tepe
Özgürlükkk…
4 Ocak
Sonunda ya… Sonunda şöyle rahat rahat bilgisayarımın karşısında oturup yapacak hiçbir işim olmadan oyun incelemelerini okuyorum, forumlarda geziyorum, arkadaşlarımla muhabbet ediyorum… Bu Aralık ayının son dönemleri ne kadar yoğun geçti öyle ya. Daha önceki yazılarımdan birinde “boş oturmaktan nefret ediyorum” gibi bir şey yazmıştım. Tanrının bunu duyduğuna eminim. Son dönemdeki yoğunluğumu görseniz siz de emin olurdunuz. Başımı kaşıyacak vaktim olmadı, hepsini de anlattım zaten. Şimdi tekrar onlardan bahsedip kendimi gereksiz bir telaşa sokmak istemiyorum.
Bürositimde oturdum, koltuğun arkasını geriye yatırdım ve bacaklarımı uzattım… Yeni çıkan oyunların incelemekerimi koltuğumu kabartarak okuyorum. Çünkü benim bilgisayarım da artık hepsini kaldırıyor, hem de en yüksek ayarlarda.
Monitörün karşısında kendi kendime hava atarak bin bir türlü aptallık yapıyorum; ama özlemişim böyle keyif yapmayı.
Bir yandan da müzik açtım, uzun süredir keyfini çıkararak dinleyemediğim müziklerimin tadına varıyorum yeniden. Oh, boş zamanları keyif yaparak değerlendirmek ne güzel! Her ne kadar kendimi bir Ağustos böceği gibi hissetsem de sürekli boş oturan bir insan olmadığım için içim rahat.
Ha bu arada hayatımdan küçük bir not: 99 model bir Ford Fiesta aldı annem. Araba kullanmak konusundaki acemiliğini atmak için. Tabi benim işime de yarayacak. Umarım hayırlı olur.


Son Yorumlar