2012: Dünyanın Sonu
2012 filmini ilk gördüğümde sanırım başka bir film için sinemaya gitmiştim. İzleyeceğim filmi beklerken dev ekranda gösterilen fragmanlardan biri 2012′ye aitti. Fragmanlar genelde yanıltıcıdır. Çoğu zaman filmin dişe dokunur nadir sahnelerini tek fragmanda toplarlar. Birkaç efekt, ses ve görüntüyle izleyiciyi tavlamayı başarırlar; ama 2012 öyle değil…
2012 öyle değil, diyorum; çünkü seyrettim ve gördüm ki fragmanlarda gösterilenler filmin gerçekten küçük bir kısmı. Her sahnesine özenle çalışılmış başarılı bir filmdi dün akşam seyrettiğim şey. Ben de filmle ilgili görüşlerimi yazayım dedim. Fikirlerimi öğrenmek için yazının devamına bakabilirsiniz.
Efektler Gerçeğin Ötesinde
Filmi izlediyseniz sizin de en çok dikkatinizi çeken özellik efektler olmuştur, eminim. Zaten ben de en çok bu konuda konuşacağım. Kıyamet alametlerini bilirsiniz. Emin olmamakla birlikte kutsal kitapların hepsinde benzer alametlerin betimlendiğini düşünüyorum. Filmi izlerken aklıma ilk bu alametler geldi. Sanki İncil‘den, Kur’an‘dan okuyup da sahneleri öyle çekmişler gibi. Sahi, neden olmasın? Belki de öyle yapmışlardır.
Filmi izlerken hiçbir sahnede “Nasıl yani? Mümkün değil ki?” diye düşünmedim. Ve bana göre en etkileyici özellik buydu. Efektler bir sahneyi abartmak için değil de gerçeğe en yakın hale getirmek için kullanıldığında asıl görevini yerine getirmiş oluyor. 2012 ekibinin bunu büyük oranda başardığını söylemek mümkün. Hem çok güçlü efektler kullanıp hem de aşırıya kaçmamış olmaları filme ayrı bir tat veriyor doğrusu.
Efektler konusunda beni en çok etkileyen sahneye gelelim… Filmin başında güneşin o kaynar halini, sürekli patlamaların olduğu yüzeyi gösteriyor. İşte diyorum, sanki bir uzay mekiğiyle güneşin dibine kadar gelmişler ve görüntüleri alıp geri dünyaya dönmüşler. O kadar gerçek ve ürkütücü ki! Ve denizi muhteşem kullanmışlar. Zaten kıyamet efekti dedin mi akla ilk Tsunami gelir. Tsunami görüntüleri, dev dalgalar o kadar iyi tasvir edilmiş ki sahnenin ortasında kendinizi yüzünüzü kapatırken bulabilirsiniz.
Ayrıca tüm bu görsel işlemler uygulanırken ayrıntılar gözden kaçırılmamış. Elbette filmin bazı hataları vardır; ama ben farkedemedim. Yani bir sahnede izleyicinin kitlendiği bir noktada efekt uygulanırken diğer yanda hayatın devam ettiğini farkedebiliyorsunuz, hiçbir şey gözden kaçmamış.
Oyuncular
Bu tür dev yapımlarda oyuncular göze batmazlar. Zaten bu kadar para harcanan bir yapıma da sahnelerin yükünü kaldıramayacak oyuncular koymazlar. Bu yüzden oyuncularla ilgili çok fazla söylenecek şey yok. Herkes görevini gayet iyi şekilde yerine getirmiş. Tipler çok iyi seçilmiş. Korkuyu yansıtan gözler sahneleri çok iyi desteklemiş.
Oyuncularda benim favorim ise Rus mafya babasıydı. Karakteri ne olursa olsun, bir babanın çocuklarına duyduğu sevgiyi çok iyi özetliyordu başarılı oyuncu.
Kurgu ve Şans Faktörü
Geldik zurnanın zırt dediği yere. Filmin kurgusu gayet güzel. Sahneler de kurguya uygun bir sırayla çekilmiş. Ama şans faktörü filmde çok yoğun olarak kullanılmış. Bu filme eleştiri getirmeye çalışacaksanız şans faktörünün bu kadar yoğun kullanılmasını gözden kaçırmamanız gerekiyor.
Mesela iki sahnede uçakla kalkış yaparak felaketten kaçmaya çalışıyor kahramanlarımız. Ve iki sahnede de uçağın kalkacağı pist felaketler sebebiyle parçalanıyor, bölünüyor. Ancak tahmin edebileceğiniz üzere her seferinde uçağı “son anda” kaldırmayı başarıyorlar. Ve her seferinde tam da kalkış gerçekleştikten sonra pist yerle bir oluyor. Bu tür sahneler artık izleyicide “Beni keriz yerine mi koyuyorsunuz olm?” düşüncesine yol açıyor.
Bir de şu dikkatimi çekti: Millet ölmek üzere, geminin kapısı kapatılmazsa içeri su basacak ve onca emek boşa gidecek. Kapıyı kapatma görevi ise filmin baş kahramanına düşüyor. Fakat kahramanımız herkesin kendisinden görevini yerine getirmesini beklediği sırada aşık olduğu kadınla öpüşme olayını biraz abartıyor. Ben de “E hadi olm önce bi milleti kurtar sonra yiyişirsiniz!” demeden edemedim.
Kesinlikle İzlemeye Değer
Gördüğünüz gibi ne kadar uğraşsam da yeterli eleştiriyi getiremiyorum filme. Bu yüzden diyorum ki, izlemeye değer. Zaten sırf o efektleri görebilmek için izlemek isteyeceksiniz. Fragmanını izlediyseniz zaten filme çoktan gittiniz ya da bu yakınlarda gideceksiniz. Ama eğer fragmanını da izlemediyseniz ve filmle ilgili bu yazı dışında hiç fikriniz yoksa yapacağınız tek şey var: en yakın sinemadan kendinize bir bilet ayırtmak!
Çift olarak gideceklere söylüyorum: romantizm pek işlenmemiş filmde. Hani o bildiğimiz kıyamet sırasında aşk yaşayan çiftler bu filmde yok. Sadece sonlara doğru bir sahnede millet ölmek üzereyken bizimkiler öpüşüyor, o kadar.
İyi seyirler.


film boyunca tayyip’in çıktıp 2012 biz teğet geçecek demesini bekledim, maalesef yoktu. bir not daha çin g8 üyesi değildir ve filmde g8 ülkelerinin kaçtıkları gemiler çin malıdır
Oo 2012.
Filmden çıktığımda ilk tepkim “Lan harbiden ölücez.” olmuştu. Efektler süperdi. Arada bir insan kendini, oyundaymış gibi hissediyor. Önce arabayla uçağa doğru yol alıyorlar. Sonra uçakla Yellowstone’a ardından karavanla Charlie’nin yanına. Ardından tekrar uçak, tekrar uçak. “Eee sırada ne var?” diye bekliyor insan bir yerden sonra.
Ama bunların dışında tek söyleyeceğim şey, mükemmeldi. Umarım 2012′de ölmeyiz
Ahahah benim aklıma gelmemişti. Sakın dillendirme, Tayyip’in kulağına giderse bunu da kullanır valla.
Aslı konuyla ilgili NASA açıklama yaptı; ama NASA’ya da ne kadar güvenilir bilemiyorum.
Ben de çıktıktan sonra ilk iş ‘anne bizim sonumuz da böyle olmayacak değil mi?’ dedim anneme . Gerçek olmadığını bilse bile insan tırsıyo.
[...] Uzun süredir film seyretmiyordum. Yeni bilgisayarımın bana sunduğu yüksek çözünürlük ve düşük tepki süresi gibi teknolojik imkanlardan sonra internetteki filmlerin tadına bakmaya başladım. İzlediğim filmlerde kayda değer olanlarını güzel inceleme yazılarıyla paylaşmak da planlarım arasında. Zira sinemada seyretmiş olduğum 2012 ile ilgili böyle bir yazım mevcut. [...]