Bozuşuyoruz Günlük!

Sevgili günlük, ilkokulda yazdığım uyduruk birkaç sayfadan beri sana hiç “sevgili günlük” diye seslenmedim. Bugün bir değişiklik yapmak istedim. Çünkü bugün seninle özel olarak konuşmam gerekiyor. Ne zamandan beri bu hayatı paylaştığımızı sen benden daha iyi hatırlıyorsundur sanırım; çünkü tarihleri sen tutuyorsun, ben değil. Ben çoğu zaman sayfalarının çizgilerine bile dikkat etmiyorum. Zaten sanal aleme taşındığımızdan beri sayfaların da yok, kolunu kanadını kırdım, farkındayım; ama sen de teknolojiden memnunsun. Hem teknoloji olmasa bu kadar çok yazamazdım değil mi? Hatırlarsın, kalemle yavaşım, bilerek, isteyerek…

Sanal alem dedim de, konumuz aslında bununla da alakalı biraz. Biliyor musun, aramızdaki ilişkinin karşılıklı sevgi, saygı ve özveriye dayalı olduğunu düşünürdüm eskiden. Evet, eskiden diyorum; çünkü artık seninle ilgili şüphelerim var. Seni yırtılmaktan kurtardığım günü hatırlıyor musun? Hani parkta unutmuştum. Çok küçüktüm. Oyuna dalıp seni köşedeki kırmızı bankın üzerinde bırakmıştım. Senin de kabın kırmızıydı o zaman ve alınma ama sen de küçüktün. Görülmen zordu, farkedilmen de. Öyle her bakanın göreceği özel bir havan da yok, bunu söylediğim için de üzgünüm. Seni kurtardığımda bazı sayfaların yırtılmıştı, sokaktaki küçük çocuklar, karıştırmıştı sayfalarını; ama okumayı bilmedikleri için sırlarımızı öğrenemediler.

Eve gittiğimizde tüm sayfalarını özenle yapıştırdım. Hayatımda kimseye özen göstermedim ben günlük. Hediye almadım mesela. Hatta hediye aldığım birçok kişiye yalan söyledim, kendim seçtim diye. Benim arkadaşlarıma aldığım hediyelerin çoğunu annem veya kardeşim seçer. Benim umrumda olmaz günlük. Çünkü ben insanlara özen göstermekten uzak bir insanım. Aciz değil, uzak. Ama dedim ya, sana özen gösterdim. Seninle aramızdaki bağ kimseyle yok; çünkü sen susuyorsun, ben konuşuyorum. Diğer insanlarla aramızdaki bağ böyle değil; onlar da bazen konuşuyor. Ama bir türlü aynı perdede başlayamıyoruz…

Sanal aleme taşındık, her şey kolaylaştı; ama ben sana özen göstermeyi yine bırakmadım. Buna inanabiliyor musun? Ben! Kimseyi umursamayan, kimse için üzülmeyen, kafasını takmayan ben! Senin için her hafta yedek aldım. Yedekleri özenle arşivledim. Başına bir şey gelirse en fazla birkaç günlük kayıpla devam edebil diye bütün önlemleri aldım. Seni tekdüze bir hayat yaşamaktan kurtardım günlük. Sık sık temanı değiştirdim, bazen ufak tefek değişiklikler, bazen köklü… Bazen seni baştan kodladım günlük, dosyalarının her birine elim değdi, her biriyle ayrı ayrı uğraştım…

Bir gün internet tarayıcıma oguzhandogan.net yazıp girmeye çalıştığımda korkunç bir manzarayla karşılaşmıştım; çünkü açılmıyordun günlük. Hastalanmıştın. Sanal alemde buna ERROR diyoruz; ama sen bilmezsin, sen hastalanmıştın. Bütün gece seninle uğraşmıştım, kim bilir kaç sayfa kodu tekrar gözden geçirmiştim, hatırlıyorsun değil mi? Ama sabahın ilk ışıkları pencereden içeri vurduğunda sen de ben de mutluyduk; çünkü iyileştirmiştim seni ve güzel bir yazı yazıyordum o sıralarda…

Tüm bunları neden anlattığımı merak ediyorsun değil mi? Tüm bunlar, sana karşı özverili olduğumu tekrar hatırlatmak içindi günlük. Sebebi ise senin bana özverili olduğuna artık inanmamam. Evet, inanmıyorum. Çünkü senin ne zaman kafan karışsa, tema dosyalarında bir bozukluk farketsem mesela ya da bazı sayfalarında metin biçimlendirmelerinin geçerli olmadığını görsem hep müdahale ettim ve seni sorunlardan kurtardım; ama benim kafam bu kadar karışıkken senden aynı ilgiyi görememek beni çok üzüyor…

Kafamı toparlayamıyorum günlük! Ve bana hiç yardımcı olmuyorsun. Ne üzücü. Senin için o kadar çaba sarfeden ben, şimdi senden beklediğim ilgiyi göremiyorum. Tek yaptığın kafamdakileri biraz olsun uzaklaştırmak. Onun da çoğunu ben yapıyorum zaten, sen dinliyorsun, ben anlatıyorum. Ama benim kafamdakileri dağıtmaktan ziyade onları düzene koymam gerekiyor. Her şeyi bir sıraya koymam, elemem ve anlamam gerekiyor. Ama yapamıyorum… Sitemler olsun!

Rastgele Yazılar