Gökkuşağı

Guiza’yı Valencia’ya Kakalayalım

Valencia kulübü yeni golcüsünü ararken taraftarları arasında bir anket düzenlemiş. Bilin bakalım ankette kimin ismi var? Evet, bizim Dani. Daniel Guiza. Hemen girip oy verelim, Fenerbahçe camiası olarak Valencia‘ya Guiza‘yı gönderelim. Bizden bir hediye olsun. Vereceğim adrese girip sağ tarafta Guiza‘yı seçtikten sonra Enviar butonuna tıklayalım.

Adres: http://www.valencianista.es/

Not: Guiza benim oy verdiğim an itibarı ile 63.6% oranla lider.

Aziz Yıldırım: “2 yıl daha buradayım.”

Başlık her şeyi anlatıyor aslında. Fenerbahçemizin, şampiyonluğu ikinci kez dramatik şekilde son maçta kaybetmesi üzerine Fenerbahçe camiasının büyük bir tepkisi olmuştu. 2006 yılında yine son maçta kaybettiğimiz şampiyonluktan sonra belki daha da büyük bir çöküntü içine giren taraftar, birçok kişinin ipinin çekilmesini istemişti. İşte bugün saat 12.00‘de Fenerbahçe yönetiminden Aziz Yıldırım ve Şekip Mosturoğlu konu ile ilgili bir basın toplantısı düzenledi ve durum değerlendirmesi yaptı. Benim yakaladığım konulardan biraz bahsedeyim. Devamı »

19 Mayıs 2010 – Bayramımız Kutlu Olsun!

Bu yazıyı 18 Mayıs’ın son dakikalarında yazıyorum. 19 Mayıs sabahı yayınlanması için de ayarlıyorum. Uzun süre hiç yazı yazmadıktan sonra inanılmaz derecede yazı yazmak istiyordum, böyle önemli bir güne denk gelmesi benim işimi kolaylaştırdı. 19 Mayıs’ın önemi ile ilgili söyleyeceklerim var. Ve hatta ilk söyleyeceğim şey, daha önceki milli bayramlarla ilgili hiçbir yazı yazmadğım için kendimden utanıyorum.

19 Mayıs, ülkemiz adına değer arzeden tüm milli bayramlar gibi birçok şeyi ifade ediyor benim için. Atatürk, Türkiye, Cumhuriyet, Azim, Bağımsızlık, Medeniyet, Gençlik, Spor. İşte aklıma gelen kelimeleri sıralayınca 19 Mayıs’ın benim için neler ifade ettiğini görüyorsunuz.

Bir adam var. Düşünüyor. Ülkesinin durumundan hoşnut değil. Toprakların satıldığını, yönetenlerin aciz kaldığını ve tek çarenin “sığınmak” olarak görüldüğünü farkediyor. Tüm bunlara başkaldırıyor bu adam, adı mağlumunuz: Mustafa Kemal Atatürk. Derdi, ülkesinin evlatlarına bağımsızlığı vermek, hasta bir adamdan yeni doğmuş bir çocuk yaratmak.

Bir de dostları var bu adamın. Tek başına bırakmıyorlar onu. Birlikte çarpışıyorlar. “Silah arkadaşları” diye öğretiliyor bize daha sonra. Her biri birer Atatürk benim gözümde. Her biri cesur, her biri varını yoğunu ortaya koymuş ve her birini saygıyla anıyorum şimdi.

İşte bu adam ve silah arkadaşlarının her şeyi başlattığı gün: 19 Mayıs 1919. Yani bir devrin bitip başka bir devrin başladığı gün. Hasta bir adamın, yerini yeni doğmuş çocuğuna bıraktığı gün. Osmanlı‘nın 600 yıllık dev bir hayata veda ettiği, Türkiye Cumhuriyeti‘nin gözünü ilk açtığı gün. Kısacası bu ülkenin, akıllarda inşa edildiği gün. Teoride kurulduğu, teoride bağımsızlaştırıldığı ve teoride Cumhuriyet’in kurulduğu gündür 19 Mayıs.

Diyeceğim şudur,

Bana Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşama fırsatını veren, başta bağımsızlık hareketimizin liderleri Atatürk, silah arkadaşları ve dönemin önemli yazarları, devlet adamları, kendini bu iş için yoran tüm insanlara, ve en nihayetinde bağımsızlığı kanıyla kazanan atalarıma teşekkür ediyorum.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı‘nın sabahında erken kalkacağım. Erkenden kahvaltımı yapıp, üstüme tertemiz giysiler giyeceğim. Tıpkı diğer milli bayramlarda yaptığım gibi, bu günün sabahında da içimde büyük bir huzur, neşe ve coşku olacak. Çünkü bu benim bayramım. Bu Atatürk’ü ananların, gençlerin, sporu sevenlerin bayramı. Ve ben bunların hepsiyim. Ben, Atatürk’ü anan, genç ve sporseverim.

Bayramımız kutlu olsun.

Şampiyon Bursaspor

Bugünün tarihi 16 Mayıs 2010. Turkcell Süper Lig‘in son maçları bugün oynandı ve şampiyonu belirleyecek maçlar da bu hafta oynanan maçlardı. Fenerbahçe, 1 farkla liderlik koltuğunda oturuyordu ve tek yapması gereken, kupa finalinde 3-1 malup olup Türkiye Kupası’nı kaptırdığı Trabzonspor‘u Kadıköy – Şükrü Saraçoğlu Stadyumu‘nda, kendi taraftarı önünde yenmekti. Fenerbahçe yapamadı. Maç 1-1 berabere bitti.

Öte yanda şampiyonluğu haftalardır kovalayan Bursaspor vardı. Bursaspor, Fenerbahçe’nin 1 puan gerisindeydi ve Beşiktaş ile Bursa’da maç yapacaktı. Bursaspor camiası hiçbir zaman erken şampiyonluk ilan etmedi ancak kendini de koyvermedi. Bursaspor, Süper Lig’de haftalardır gol yemeyen Fenerbahçe’nin peşini bırakmadı. Ve sezonun son maçında üstüne düşeni yaparak Beşiktaş’ı 2-1 mağlup etti.

Kadıköy’den ve Bursa’dan çıkan iki sonuç, “ŞAMPİYON BURSA” diyordu. Futbolda ise sonuçlar konuşur. Hakem son düdüğü çaldıktan sonra yapılacak hiçbir şey kalmaz, rakibi tebrik etmekten başka.

Bursaspor’u iyi oyunundan ötürü bir kere, Anadolu kulübü olmasından ötürü ikinci kere, azminden ve istikrarından ötürü üçüncü kere ve armasındaki Türk bayrağından ötürü dördüncü kere tebrik ediyor, bu şampiyonluğun daha nicelerini yaşamalarını temenni ediyorum.

Sarısı ve Laciverti ile, en koyu bir Fenerbahçe taraftarından.

Türk Dizilerindeki Genelev Çıkmazı

Birkaç gün önce yazacaktım aslında; ama anca şimdi fırsat bulabildim. Çok da keyifli bir yazı olacak benim için. O yüzden en ufak bir plan-program olmaksızın başlıyorum satırları dökmeye.

Efendim konumuz Türk dizilerinde sık sık yaşanan klişelerden biri: genelev sorunsalı. Peki ben neden bahsediyorum? Durduk yere neden böyle bir yazı yazma gereği duydum? Tanrı aşkına benim derdim ne? Ve kendi kendime cevap veriyorum: Geçenlerde oturmuş uslu uslu televizyon seyrediyordum. Televizyonda son dönemin çok izlenen dizilerinden biri vardı. Akasya Durağı. Hah evet, hani şu Çiçek Taksi’nin izinden gidip aynı başarıyı yakalama hevesinde olan ve kısmen de bunu başaran diziden bahsediyorum.

Bizimkiler çeşitli işlerle iştigal olurken bir yandan da televizyonu takip ederler. Ben de gittim yanlarına oturdum, tabi bilgisayar başında değilsem çok nadir başka bir işle iştigal olduğumdan, ve hatta o anda bu nadir anlardan birinde olmadığım için hiçbir işle iştigal olmadığımdan diziyi izlemeye koyuldum. Bir de ne göreyim: yanlış anlaşılma, genelev, polis baskını ve hooop masum insanlar içeri atılır.

Evin masum hanımı ve evin masum hanımının masum kızı, binalarına yeni taşınan komşularına bir jest olsun diye börek, çörek, dolma vesaireyi kapıp yeni komşularının kapısını çalarlar. Komşu kapıyı açar, bizimkiler içeride ne oluyor ne bitiyor bilmeden, hoop dalıverirler ortama. İçeride iki tane uzun bacaklı hatun ve bir de nereden bakarsanız bakın genelev patroniçesi olduğunu anlayabileceğiniz kokoş bir teyze oturmaktadır. Bizim masum ev hanımı muhteşem bir zeka örneği göstererek kızların kim olduğunu anlayıverir: “Kızlarınız da pek güzelmiş, ikisi de üniversite talebesi değil mi? Benim kızım da üniversitede okuyor. Ben istiyorum ki sizin kızlarınız benim kızıma bildikleri her şeyi öğretsinler, kendilerine benzetsinler.”

Şimdi ilk buraya sövmek istiyorum. Karşısındaki kızların hayat kadını olduğundan bi’haber kahramanımız, kızını da kendilerine benzetmelerini istiyor. Bir insan daha ilk defa gördüğü iki kızdan neden böyle bir istekte bulunur, orası da ayrı muamma. Yani komedi yapalım, insanları güldürelim derken kendiniz gülünç duruma düşmeseydiniz keşke… Türk dizilerinde halkı temsil eden karakterlerin saf olması gerektiği gibi bir kanı mı var bizim senaristlerimizde, gerçekten anlamıyorum. Yahu bi tane de pratik zekalı, çevik, ille de komiklik yapması gerekmeyen, saf olmayan, Türklerin özeneceği bir karakter koyun karşımıza. Yıllar yıllar öncesinin Keloğlan‘ı bin basar şu anki Türk dizilerine.

Pozisyonun devamına gelelim. Hadi yine her zamanki gibi aptal Türk imajını çizdiniz gözümüzde, yediniz bir halt. Tam bizim saftirik karakterlerimiz eve girip daha sonra da evdekilerin genelev çalışanları olduğunu anlayınca binanın önünde beliren polis arabasına ne demeli be? Bu kadar mı aptal yerine koyulur izleyici. Zaten çok nadir televizyon izlerim, böyle bir diziye denk geldiğim için artık çok çok daha seçici olmaya karar verdim. Hepsi sizin sayenizde muhteşem yapımcılar, senaristler, yönetmenler…

Türk televizyonlarını bu hale sokan herkese selam olsun, kendinizi böyle geliştirmeye devam edin, tebrik ederim.

O’nu Özlemek

Sevgilim…

Bizi böyle ayrı koyan kadere boyun eğdik, bile bile!

Yenildik!

Kırıcıydık üstelik, sevgimize alışkanlık diye diye…

Arıyorum geçip giden zamanda,

Kayboluverdin bir anda,

Şimdi ne olduk seninle biz?

Biliyorum, döneceksin bir anda,

Dün gece gördüm rüyamda,

İnan çok özlüyorum seni!

Ben zaten senden gelen her çileyi, her kederi kabullendim, sen gittiğin günden beri… Bazen duyarsan sitemli sözlerimi, bağışla; çünkü çok özlüyorum seni…

Çok Özlüyorum Seni – Gökhan Tepe

En İyi Künefe Nerede Yenir?

Eğer daha beş dakika önce tıka basa yemek yemediyseniz, herhangi bir sağlık probleminden dolayı tatlı yemek size yasak değilse, daha önce tatlılarla ilgili kötü bir anınız yoksa ve size kötü çağrışımlar yapmıyorsa yandaki enfes görüntü hepinizin iştahını kabartmıştır.

Tabi bazılarınız benim gibi şüpheci. “Ulan sanalda gayet lezzetli görünüyor ama gerçeği nasıl ki?”. Merak etmeyin, gerçeğinin görüntüsü daha güzel, lezzeti de. Bu yazıda size Ankara’nın en iyi künefesini nerede yiyeceğinizi söyleyeceğim. :) Devamı »