yazmasam deli olacaktım!
2 Şubat 2010 – Salı
4 Şubat
Her zamanki saatlerimde uyandığımı varsayıyorum. (yine unuttum, evet.)
Bilgisayarda günlük medya takibimi yaptım ve varolan işlerimle ilgilendim. Berkon projesi üzerinde çalıştım. Altyapıdaki bazı problemleri giderdim.
Eniştemle birkaç saatlik bir çalışma sonucunda Call of Duty: Modern Warfare 2‘yi de başarıyla bitirdik. Gerçekten güzel bir son hazırlamışlar ve oyunun devamının geleceğini belli eden sorularla oyunu sonlandırmışlar. Muhteşemdi ve devamını hevesle bekliyoruz. Bu süre zarfında internet üzerinden Call of Duty oynamanın nasıl bir şey olduğunu deneyerek tecrübe etmek istiyorum.
Şiddetli omuz ağrımdan dolayı akşam gitmem gereken antrenmanıma gidemedim. Sanırım Capoeira‘yı bir kenara bırakıp bir süre kardiyo ve fitness ile devam etmek zorundayım. Perşembe günü bunu Halit hocayla konuşsam iyi olur.
Gece çok geç saatte, hatta sabaha yakın yattım. Pişman değilim.
1 Şubat 2010 – Pazartesi
4 Şubat
Haftanın ilk günü olması benim için pek bir şey ifade etmiyor. Zira okulum tatil olduğu için bana her gün bayram.
(Bu söylediğimden okulu sevmediğim gibi bir anlam çıkmasın; çünkü hazırlıkta okuyor da olsam gayet eğleniyorum okulumda. Hatta Gölbaşı gibi Ankara’nın dışında sayılabilecek bir yere gitmek zorunda kalsam bile. Bir ara bu konuyla ilgili yazı yazayım.)
Günün çoğunluğunu hakkımda sayfasını düzenleyerek ve bir türlü tatmin olamayarak geçirdim. Yine hoşuma gitmeyen bir şey farkedersem, yine düzenlerim; pişman değilim!
Öğleden sonra Batıkent‘te Bulut‘la buluştum ve onların evde biraz iş konuştuk. Bulut bana Network Marketing sektörünün bir üyesi olan QuestNet‘ten ve şirketin çalışma prensibinden bahsetti. Daha sonra Bahçeli - 7.cadde‘ye geçip yine QuestNet‘in çalışanlarından olan ve Bulut’un arkadaşı olan Banu ile konu üzerine sohbet ettik. Bu arada Burger King’de yemek yiyorduk sohbet ederken. Kendileriyle tanıştığıma memnun oldum.
Ankara Hukuk’tan mezun olmak üzere olduğu halde Hukuk okumayı düşünmeyip Network Marketing alanında çalışmak istemesi beni gerçekten etkiledi, zor ve iddialı bir karar bu.
Eve dönerken eniştem aradı. O da bize geliyormuş. Bu demekti ki: oyun zamanı! Eve gelince internetten Call of Duty: Modern Warfare 2′yi, 1.5 saatte çektim. (oyun 11 gb, dikkatinizi çekerim.
) Hemen oyuna başladık ve gece 3′e kadar oynadık. Oyunun büyük bölümünü bitirdikten sonra uykumuza yenildik ve yattık.
30 Ocak 2010 – Cumartesi
31 Ocak
Teyzemin hazırladığı, içinde enfes soslar barındırmak suretiyle normalden çok daha farklı bir tadı olan sahanda yumurta ile güne başladım.
Benim için çok aktif bir gün olmadı. Eniştemin de bizim evde olması sebebiyle gelenekselleşen bir Call of Duty: Modern Warfare günüydü. Bugünün en önemli özelliklerinden biri, Call of Duty: Modern Warfare’i VETERAN (en zor) seviyede bitirmemizdi. Tarihe not düşüyorum. Ama çok da zorlandığımızı söyleyemem bitirirken. Sadece bazı karambol anlarında çok defa tekrar yapmak zorunda kaldık.
Bunun dışında yanda fotoğrafını görmüş olduğunuz akşam yemeği güne damgasını vurdu. Menüyü yazıyorum: Muhteşem Çibörek, Acılı ev yapımı turşu, Tuzlu ev yapımı ayran. Parmaklarımı yedim ve parmaklarımı yemeden önce bu muhteşem akşam yemeğinin fotoğrafını çektim. Bu aralar çok oburum, sebebi ise elbette ananem, annem, teyzem.
Özeti bitirdiğimde saat 01.40′tı ve Manga – Dünyanın Sonuna Doğmuşum çalıyordu.
28 Ocak 2010 – Perşembe
29 Ocak
Dün akşam Eren bizde kalmıştı. Gece Eren‘in tavsiyesi üzerine Amerikan Pastası 5′i izlemiştik. Saat 03:30 sularında yattık; ama çok uyumadık ve saat 11 sularında kalktık.- Filmle ilgili uzun bir eleştiri yazısı yazmaya gerek görmedim. Bildiğiniz Amerikan Pastası işte. Kafa dağıtmak ve eğlenmek için bire bir. Kızları da gayet güzel seçmişler.
- Öğleden sonra benim işim olduğu için Eren fazla kalmadı ve kahvaltımızı ettikten sonra ayrıldı.
- Eren gittikten sonra ben de işimi halletmek üzere Göksupark‘a gittim. Beni bekleyen güzellikle akşama kadar vakit geçirdik. Bir karecik de fotoğraf çektim. (tabi telefonun kamerasından.)
- Günün en güzel yanı her tarafın bembeyaz olmasıydı. Muhteşem bir kar vardı Ankara’da. Göksu’daki göl de donmuştu. Bir fotoğraf makinesinin eksikliğini hissettim. En kısa zamanda almalıyım.
Ocak – 2010 nasıl geçti?
27 Ocak
Yazıyı tek kelimeyle sonlandırıp hepinizi fitil mi etsem diye düşündüm önce; ama sonra farkettim ki böyle bir şey sizi neden fitil etsin? Sağ üstteki kırmızı arkaplanlı beyaz çarpıya tıklar ve ocağımı söndürürsünüz, olur biter. Son yazılarımda gereksiz bir gevşeme farkettiniz mi? Ben farkettim. Sebebini bilmiyorum; ama hoşuma gitmiyor da değil. Bu kişisel bir günlük olduğu için, havasının da kişisel olmasında hiçbir sakınca yok. Tabi çeşitli konularda bilgilendirme amaçlı yazdığım yazılar için aynı durum söz konusu olamaz. Ciddi yapılması gereken işler, ciddi yapılmalıdır. Lafı da oturturum böyle işte.
Neyse ben biraz Ocak ayının nasıl geçtiğinden bahsetmeyi düşünüyorum. Merak ettiyseniz içeri buyrun, iki lafın belini kıralım. Devamı »




Son Yorumlar