2 Şubat 2010 – Salı

Her zamanki saatlerimde uyandığımı varsayıyorum. (yine unuttum, evet.)

Bilgisayarda günlük medya takibimi yaptım ve varolan işlerimle ilgilendim. Berkon projesi üzerinde çalıştım. Altyapıdaki bazı problemleri giderdim.

Eniştemle birkaç saatlik bir çalışma sonucunda Call of Duty: Modern Warfare 2‘yi de başarıyla bitirdik. Gerçekten güzel bir son hazırlamışlar ve oyunun devamının geleceğini belli eden sorularla oyunu sonlandırmışlar. Muhteşemdi ve devamını hevesle bekliyoruz. Bu süre zarfında internet üzerinden Call of Duty oynamanın nasıl bir şey olduğunu deneyerek tecrübe etmek istiyorum.

Şiddetli omuz ağrımdan dolayı akşam gitmem gereken antrenmanıma gidemedim. Sanırım Capoeira‘yı bir kenara bırakıp bir süre kardiyo ve fitness ile devam etmek zorundayım. Perşembe günü bunu Halit hocayla konuşsam iyi olur.

Gece çok geç saatte, hatta sabaha yakın yattım. Pişman değilim. :)

1 Şubat 2010 – Pazartesi

Haftanın ilk günü olması benim için pek bir şey ifade etmiyor. Zira okulum tatil olduğu için bana her gün bayram. :D (Bu söylediğimden okulu sevmediğim gibi bir anlam çıkmasın; çünkü hazırlıkta okuyor da olsam gayet eğleniyorum okulumda. Hatta Gölbaşı gibi Ankara’nın dışında sayılabilecek bir yere gitmek zorunda kalsam bile. Bir ara bu konuyla ilgili yazı yazayım.)

Günün çoğunluğunu hakkımda sayfasını düzenleyerek ve bir türlü tatmin olamayarak geçirdim. Yine hoşuma gitmeyen bir şey farkedersem, yine düzenlerim; pişman değilim!

Öğleden sonra Batıkent‘te Bulut‘la buluştum ve onların evde biraz iş konuştuk. Bulut bana Network Marketing sektörünün bir üyesi olan QuestNet‘ten ve şirketin çalışma prensibinden bahsetti. Daha sonra Bahçeli - 7.cadde‘ye geçip yine QuestNet‘in çalışanlarından olan ve Bulut’un arkadaşı olan Banu ile konu üzerine sohbet ettik. Bu arada Burger King’de yemek yiyorduk sohbet ederken. Kendileriyle tanıştığıma memnun oldum. :) Ankara Hukuk’tan mezun olmak üzere olduğu halde Hukuk okumayı düşünmeyip Network Marketing alanında çalışmak istemesi beni gerçekten etkiledi, zor ve iddialı bir karar bu.

Eve dönerken eniştem aradı. O da bize geliyormuş. Bu demekti ki: oyun zamanı! Eve gelince internetten Call of Duty: Modern Warfare 2′yi, 1.5 saatte çektim. (oyun 11 gb, dikkatinizi çekerim. :) ) Hemen oyuna başladık ve gece 3′e kadar oynadık. Oyunun büyük bölümünü bitirdikten sonra uykumuza yenildik ve yattık.

31 Ocak 2010 – Pazar

Ne zaman uyandığımı hatırlamıyorum. Bu vesileyle kendime önemli bir hatırlatmada bulunayım: eğer düzenli bir şekilde günlük yazmak istiyorsam araya zaman girmesini ve tüm günleri tek seferde yazmayı denemeyeceğim. Bir daha bu kadar geciktirirsem kendime ceza vereceğim. Günün büyük bir kısmını unutup buraya ne yazacağımı düşünmek de zaten yeterli bir ceza oldu bana. Hadi hayırlı olsun.

Günün büyük kısmında bilgisayarla uğraştığımı varsayıyorum. Evet evet, hatta hakkımda sayfasını yeniledim. :)

Tam günün herhangi bir hareket olmadan biteceğini düşündüğüm saatlerde telefonumun çalmasıyla sarsıldım .:) Adana‘da okumakta olan Yahudi din kardeşim (:)) GLS (Görkem Levent Seven diye okunur) yanına Cem Bey‘i de alarak kapının önüne gelmiş. “Dışarı çık, gidiyoruz” dediler. Nereye olduğunu da sormadan koşturdum.

Günün olayı GLS’nin yeni almış olduğu 89 model Subaru Impreza idi. Helal olsun lem, alamazsın diyoduk ama şekli koydun yani. Hayırlı olsun, daha iyilerine bin inşallah. ;)

Önce Göksu‘ya gidip biraz turladıktan, muhabbet ettikten sonra karnımızın acıktığını farkettik. Cem ve GLS’nin çiftliğe gidip kokoreç yiyelim önerisine karşı ben Batıkent‘te bulunan ve çiftliktekinden daha iyi kokoreç yapan Eniştenin Yeri’ne gitmeyi tavsiye ettim. Tavsiyem kabul gördükten sonra GLS bastı gaza, Batıkent’e gittik. Ustayla ve mekan sahibiyle keyifli bir muhabbet eşliğinde acılı kokoreçleri de mideye indirdik. Gecemiz epey renkli geçmiş oldu.

Daha sonra Cem’i evine bıraktık, ordan da GLS beni eve bıraktı, servis için kendisine teşekkür ediyoruz. Benzer organizasyonları daha sık yapmak dileğiyle efendim, hayırlı uğurlu olsun.

30 Ocak 2010 – Cumartesi

Teyzemin hazırladığı, içinde enfes soslar barındırmak suretiyle normalden çok daha farklı bir tadı olan sahanda yumurta ile güne başladım. :)

Benim için çok aktif bir gün olmadı. Eniştemin de bizim evde olması sebebiyle gelenekselleşen bir Call of Duty: Modern Warfare günüydü. Bugünün en önemli özelliklerinden biri, Call of Duty: Modern Warfare’i VETERAN (en zor) seviyede bitirmemizdi. Tarihe not düşüyorum. Ama çok da zorlandığımızı söyleyemem bitirirken. Sadece bazı karambol anlarında çok defa tekrar yapmak zorunda kaldık.

Bunun dışında yanda fotoğrafını görmüş olduğunuz akşam yemeği güne damgasını vurdu. Menüyü yazıyorum: Muhteşem Çibörek, Acılı ev yapımı turşu, Tuzlu ev yapımı ayran. Parmaklarımı yedim ve parmaklarımı yemeden önce bu muhteşem akşam yemeğinin fotoğrafını çektim. Bu aralar çok oburum, sebebi ise elbette ananem, annem, teyzem. :D

Özeti bitirdiğimde saat 01.40′tı ve Manga – Dünyanın Sonuna Doğmuşum çalıyordu.

29 Ocak 2010 – Cuma

Sabah 11 sularında kalktığımı hatırlıyorum.

Ananemin, teyzemin ve annemin ellerinin değdiği muhteşem bir kahvaltı yaptım. Hiç ihtiyacım olmadığı halde ve harcamayacağım halde inanılmaz enerjiyle doldurdum kendimi. Neyse ki günüm biraz hareketliydi.

Öğlen saatlerinden ikindi vaktine kadar bilgisayar başındaydım. Halletmem gereken işler vardı. Slumdog Millionaire‘in Türkçe ses dosyasını bulmak gibi. Ananem de izleyecek.

İşlerimi bitirdiğim sıralarda Cem aradı. Dışarı çıkalım dedi, olur dedim. Saat 16:15 gibi beni evin önünden aldı sağolsun.

Optimum‘a gidip epey muhabbet ettik. Öyle ki muhabbete kendimizi fazla kaptırdığımızdan uzun süre Optimum’un içinde amaçsızca dolaştık. Hızlı hızlı yürüyerek sohbet ettik, neden bilmiyorum. :)

Daha sonra kendisiyle artık bir klasiğimiz olan PES 2010 olayına girdik. Maçlar çekişmeli geçti ve bizi de acıktırdı. Yemeğimizi Hosta‘dan yedik. Daha sonra PES Cafe’de unutmuş olduğum telefonumu aldım. :) Bu arada Optimum’da bulunan ADA Kitap‘a Mehmet Doğan‘ın Teknoloji Kimin Umurunda kitabını ve Oscar Wilde‘ın Dorian Gray’in Portresi kitabını sordum, ikisi de yoktu ne yazık ki.

Daha sonra Görkem ve Bediz‘le de görüşmek üzere sözleştik ve saat 18:30-19:00 civarı eve geldim.

Akşamım eniştemle birlikte Call of Duty: Modern Warfare oynayarak geçti. Saat 02:00 ve ben oyunu yeni kapatıp günümün özetini yazıyorum.

Sanırım birazdan da yatarım, iyi geceler.

28 Ocak 2010 – Perşembe

  • Dün akşam Eren bizde kalmıştı. Gece Eren‘in tavsiyesi üzerine Amerikan Pastası 5′i izlemiştik. Saat 03:30 sularında yattık; ama çok uyumadık ve saat 11 sularında kalktık.
  • Filmle ilgili uzun bir eleştiri yazısı yazmaya gerek görmedim. Bildiğiniz Amerikan Pastası işte. Kafa dağıtmak ve eğlenmek için bire bir. Kızları da gayet güzel seçmişler. :)
  • Öğleden sonra benim işim olduğu için Eren fazla kalmadı ve kahvaltımızı ettikten sonra ayrıldı.
  • Eren gittikten sonra ben de işimi halletmek üzere Göksupark‘a gittim. Beni bekleyen güzellikle akşama kadar vakit geçirdik. Bir karecik de fotoğraf çektim. (tabi telefonun kamerasından.)
  • Günün en güzel yanı her tarafın bembeyaz olmasıydı. Muhteşem bir kar vardı Ankara’da. Göksu’daki göl de donmuştu. Bir fotoğraf makinesinin eksikliğini hissettim. En kısa zamanda almalıyım.

Ocak – 2010 nasıl geçti?

Güzeldi. :D

Yazıyı tek kelimeyle sonlandırıp hepinizi fitil mi etsem diye düşündüm önce; ama sonra farkettim ki böyle bir şey sizi neden fitil etsin? Sağ üstteki kırmızı arkaplanlı beyaz çarpıya tıklar ve ocağımı söndürürsünüz, olur biter. Son yazılarımda gereksiz bir gevşeme farkettiniz mi? Ben farkettim. Sebebini bilmiyorum; ama hoşuma gitmiyor da değil. Bu kişisel bir günlük olduğu için, havasının da kişisel olmasında hiçbir sakınca yok. Tabi çeşitli konularda bilgilendirme amaçlı yazdığım yazılar için aynı durum söz konusu olamaz. Ciddi yapılması gereken işler, ciddi yapılmalıdır. Lafı da oturturum böyle işte.

Neyse ben biraz Ocak ayının nasıl geçtiğinden bahsetmeyi düşünüyorum. Merak ettiyseniz içeri buyrun, iki lafın belini kıralım. Devamı »