20 Kasım 2009 – Cuma

Bugün haftanın son günüydü. Gül Hocamız daha önceden bugün ve önümüzdeki Salı günü okula gelmeyeceğini söylemişti. Kısacası ders yoktu; ama biz yine de Quiz olduğu için okula gitmek zorundaydık. Quiz ise genelde olduğu zorluktaydı, yine de bu sefer biraz daha uzun sürede bitirdiğimi itiraf etmeliyim.

Quiz’den önceki birkaç saati kantinde arkadaşlarla muhabbet ederek geçirdik. Ben hiç sıkılmadım, oldukça eğlendim. Begüm de eğlenmiş, öyle diyor mesajda. :)

Okuldan dönerken annem aradı. Kardeşim rahatsızlanmış, midesi bulanıyormuş. Eve geldiğimde kardeşimi alıp ASG Tıp Merkezi‘ne götürmemi istedi. Ben de aynen yaptım gerekeni. Küçük prenses mikrop kapmış, doktorumuz antibiyotik verdi. Geçmiş olsun prenses.

Dönüşte de hasta prensesimizin isteği üzerine pizza yemeye gittik. Canlı müzik de vardı, şans işte.

Sonra da eve geçtik, ben bilgisayarda medya takibine devam ederken annem ve komşumuz Aysel Teyze içeride muhabbet ediyorlar. Prenses mi? O da kalöriferin yanında kıvrılmış televizyon seyrediyor. :)

Birçoğunuz sıkıntımı hissettiniz!

blackozzy

Takip edenler -eğer hala takip ediyorlarsa- bir süredir burada olmadığımın farkındalar. Aslında beni yakından tanıyanlar sürekli buralarda olduğumun fakat blogla ilgilenemeyecek kadar zor bir dönemden geçtiğimin bilincindeler. Her insanın hayatında yaşayacağı gibi ben de bazı sorunlar yaşıyorum ve onlarla savaşıyorum. Son savaşı ben kazandım ve şimdi kaldığım yerden devam ediyorum. Son dönemlerde neler yaptığımla ilgili bir şeyler karalayayım şimdi… Devamı »

Tanrı’nın İsyanı…

Yukarıdan baktım bugün size. Küçücük geldiniz hepiniz gözüme. Rengarenktiniz yine. Siyahlar çoğunluktaydı aranızda, sitem ediyor, kahrediyordunuz sanki. Dünyayı yaratan bana döndünüz çoğunuz sırtınızı. Ki ben verdim hepinize aldığınız nefesi…
Ey insan evladı!. Benim sizi yaratıp bu gezegene yollayan, benim. Kime sizin siteminiz, isyanınız? Neye, nereye gidiyorsunuz, kime neden yöneliyorsunuz bensiz?
Adem ve Havva’dansınız hepiniz. Gözyaşlarınız bile benim eserim. Herşey benim, bensiz bir hiçsiniz, siz…
Kahretsin ki hatamın eseri sizin bedeniniz. Teniniz, sağına soluna korkuyla bakan gözleriniz bile benim sanatım. Değer bilmeyenlerse sizin küçük beyinleriniz… Devamı »

Biz

Biz artık yokuz. Kendi ellerimizle öldürdük birbirimizi. Artık sadece sen varsın ve ben varım. Eskiden diğer insanlar olmasa da biz vardık; ama artık sen de diğerleri kadarsın, ben de. Biz artık herkes gibiyiz…

Halbuki ne çok hayalimiz vardı. Sen öldün diye onlar da mı öldü şimdi? Doğru ya, onlar bizim hayallerimizdi.. Ve biz artık yokuz, hayallerimizle beraber toprağa gömüldük.

Çok şey de istememiştik hani! Sabah uyandığımda ilk seni görecektim. Annemden sonra beni ilk sen öperek uyandıracaktın.

Ve çocuklarımız, sen benim çocuklarımın annesi olacaktın. Dünyanın en güzel annesi. Ve ben senin çocuklarına baba olacaktım.

Her akşam farklı bir çiçek arayacaktım eve dönmeden önce. Ve döndüğümde sen çok mutlu olacaktın. Çiçeği bir-iki koklayıp bırakacaktın bir kenara ve benim boynuma atlayacaktın… O yüzden sen bir-iki defa da koklasan ben o çiçeklerin en değişiğini, en farklısını, en güzelini her akşam bıkmadan arayacaktım.

Halbuki ne çok hayalimiz vardı. Bir ev istemiştik sadece hayattan. İçinde sen huzur olacaktın, ben güven. Ve dünyanın en harika çocukları yetişecekti sonsuz huzur ve sonsuz güven içinde…

Oysa şimdi biz yokuz. Artık sadece sen varsın diğerlerinin arasına karışmış. Ve ben öteki taraftayım, ötekilerle birlikte.

Halbuki biz böyle hayal etmemiştik?..

Gözlerimde Büyüttüğüm Şizofren…

Uğrarsın bir kez daha buralara değil mi? Kaçıp geldim sana da yarı yoldan çevirdiler beni diye bırakmazsın bu cehennemde sensiz ruhumu öyle mi? Mahrum bırakmazsın o hayaller aleminden, biliyorum. Düşlerle dolu geleceğimizden uzaklaştırma beni…
Hayattaki tek varlığım, geleceğimin sonu. Bileklerimden akarkan kırmızı rüyalar dudaklarıma kondurduğun bir öpücüğün ateşiyle sarsmıştın bedenimi. Gözkapaklarım ağırlaşırken beynimde sen, kapanan gözlerimin önünde silik silüetinle o tatlı gülümsemen… Devamı »

21 Ekim 2009 – Çarşamba

Bugün kalkmakta çok zorlandım. Dün gece geç yatmamın etkisi yadsınamaz elbette. :)

Sabah servise binmeden önce küçük prensesi (kardeşim olur) arkadaşının evine bırakmak gerekiyordu, kendisine korumalık ettim.

Bugün servisçinin beni farkedip durması için bin bir takla atmama gerek kalmadı. Kendisi farketti ve durdu. :)

Okul sıradandı. Uykumu açan yegane şey: Nescafe! Seni seviyorum.

Adalet Sarayı‘na gidip sabıka kaydı almam gerekiyordu. Gittim ve lanet ettim. Ne iğrenç, kasvetli bir yer. Mecbur kalmadıkça gitmemek lazım. Hiç sevmedim Adalet Sarayı’nı.

Ehliyet kursuna yazıldım. Vatana millete hayırlı olsun, trafik canavarı olmamayı diliyorum. Olmam ya, olmam. ;)

Hayattan Keyif Almak

Her sabah okula giderken ve öğleden sonra okuldan dönerken yaklaşık 40 dakikamı serviste geçiriyorum. Bu süre içinde kitap okumak da mümkün müzik dinlemek de. Tabi uyumak da mümkün. Ve bir şey daha var: düşünmek. Bu günlükte yazdığım birçok yazının oluştuğu yer o servistir aslında. Bu aralar en çok “hayattan nasıl keyif alınır?” sorusu üzerine düşündüm ve bakın nasıl sonuçlara ulaştım. ;) Devamı »