Maç Analizi: Fenerbahçe – Young Boys
Fenerbahçemiz deplasmanda 2-2 berabere kalarak avantajlı bir skorla döndüğü Kadıköy’de Young Boys’a 1-0 yenilerek Şampiyonlar Ligi sevdasını başlamadan bitirdi. Böyle bir maçın ve böyle bir sonucun neresini analiz etmek gerekir, bilmiyorum. Ama sezonun başında da söylediğim gibi Fenerbahçe’nin sıkı bir takipçisi olarak attığı her adımı değerlendirmek zorundayım ve elbette bu maç için de söylenecek bazı şeyler var.
Deplasmanda oynadığımız ve tarihi fark yemekten kurtulduğumuz ilk maç sonrasında tüm taraftarlarda bir tedirginlik vardı. Herkes gayet iyi biliyordu ki oynadığımız kötü futbol kabul edilemezdi ve Fenerbahçe’nin son yıllarda oynadığı belki de en kötü futboldu. Kötü futbolu bir kenara bırakalım, bazı oyuncular dışında saha içinde azimli, istekli ve koşan bir takım görememek bizi üzüyordu. Bu yüzden Kadıköy’de oynanacak maçın bir öncekinin tam tersi bir görüntü çizmesini beklemiyorduk, yanılmadık da.
Maça çok etkisiz başladık. İlk yarıdaki oyun bize deplasmandakinin bir benzeri gibi geldi. En azından bu sefer, belki Önder yerine İlhan‘ın oynamasıyla belki de taktiksel değişiklikten, savunma hattımız eskisine göre biraz daha derli topluydu. Tabi yine de savunma hattı iyiydi demek mümkün değil. Yediğimiz golde savunma hattının uyuşukluğuyla beraber Young Boys‘lu Bienwenu‘nun muhteşem performansı da etkiliydi.
Stoch‘un kırmızı kart görmesine hiç ama hiç kızmadım. Sarı karttan sonra ceza sahası içinde kendini bırakması elbette düşüncesizceydi ama takım için bu kadar savaşan bir futbolcuya karşı en azından biraz daha toleranslı olmak gerekir. Aykut hocanın da Stoch’a tepki göstermeyeceğinden eminim. Bir Kazım gibi sarı kartın olduğunu bildiğin halde el kol hareketi yapmak ve bir türlü kendine çeki düzen vermemek var, bir de Stoch gibi canla başla çalışıp kırmızı gördükten sonra bin bir türlü özür dilemek var. Ne yalan söyleyeyim, sevdim Stoch’u. Bu maçta da on numara oynadı.
Stoch demişken bir de yeni sağ kanadımız Issiar Dia‘dan bahsedelim. Dia da Stoch ile aynı tipte bir futbolcu. Çok koşan, çalım deneyen, adam geçmeye çalışan ve hücum organizasyonlarında etkili olabilecek, tam da Aykut hocanın istediği özelliklerde ve bileklerine hakim bir topçu. İlk maçı olması sebebiyle heyecanını görmek mümkündü çünkü mutlak bir gol pozisyonunda sorumluluk alıp topa vurmak yerine çekingen davranıp pas vermeye çalıştı ve pozisyonu heba etti. Pozisyondan sonraki mahçubiyetini görmek hoşuma gitti. Kısacası Dia’dan da umutluyum.
Öyle ya da böyle Şampiyonlar Ligi‘ne veda ettik futbolseverler. Artık önümüzdeki maçlara bakacağız. Avrupa Ligi‘nde bir şeyler yapmaya çalışacağız, ki Şampiyonlar Ligi’nde bu sene başarı beklemiyordum, Avrupa Ligi’nden ne koparırsak kardır… Ama her şeyden önce tertemiz bir Süper Lig Şampiyonluğu lazım bize, kaç yıldır şampiyon olamıyoruz farkında mısınız?


