Şikayet, şikayet, şikayet…

Bazen kendim de dahil insan ırkının büyük bir çoğunluğuna nefret duyuyorum. “İnsanoğlu çiğ süt emmiş” lafı o kadar anlamlı bir laf ki… Sokağa çıkıp baktığınızda önünüze gelen herkesin dertleri vardır. İstisnasız herkesin. Bu dünyada dertsiz bir insan bulmak mümkün değildir. İsyanım da aha bunadır.
Birileri mutlaka bize haksızlık etmiştir. Mutlaka hakettiğimizin altında değer görüyoruzdur. Biz çok çaba sarfetmiş, çok didinmişizdir ama bir türlü yaranamamışızdır. Öğretmenlerimiz kötüdür, o yüzden hiç temel alamamışızdır. Eğitim sistemi berbattır, o yüzden başarılı değilizdir. Genetik yapımız uygun olmadığı için bileğimiz güçlü değildir. Yoksa dünyayı yıkarız biz. Bizi bulunduğumuz yere hayat getirmiştir ve ancak ilahi bir güç yardımıyla bu ahvalden kurtulmak mümkün olabilmektedir. İş bize düşmez. Sorun bizden kaynaklanmaz ki biz çözelim?
Lafın özü, hayat pistir. Felek kahpedir. “Batsın bu dünya”dır. “Lanet olsun”dur.
Hayatım boyunca çevremde hep tatminsiz insanlar gördüm. Ben hiçbir zaman insanlar elindekileri yeterli görüp çabalamayı bırakmalı, demiyorum. Ama daha iyilerine giden yolda sürekli yakınmak niye? Varolandan sürekli şikayet etmek niye? Daha iyisini kazanana kadar elindekilerin keyfini çıkarmak bu hayatı yaşamanın daha eğlenceli bir yolu değil mi? Aptal aptal yakınarak jet hızıyla geçip giden hayatın her karesini kaçırdığımızın farkında değil miyiz?
Adam olan, bu hayatı adam gibi yaşamak isteyen, yaşadığı her şeyden keyif almak isteyen her kimse, hayatının dengesini iyi kurmak zorundadır. Daha çok kazananı gördüğünüz kadar daha az kazananı da görün. Daha yakışıklı olanı gördüğünüz kadar daha çirkin olanı da görün. Daha şanslı olanı gördüğünüz kadar daha şanssız olanı da görün. Tüm bunları yaparken de daha iyisi için çabalamaktan vazgeçmeyin.
Aksi halde hayata küçük bir pencereden bakmak zorunda kalırsınız. Bir yarışa girersiniz ve çizgiyi geçtiğinizde arkanıza dönüp bir bakarsınız, geçtiğiniz yolun hiçbir kıvrımını hatırlamıyorsunuz… Koca bir hayatı insanlar yaşamış ve siz yalnızca seyretmişsinizdir!
Geçtiğiniz yollara iyi bakın. Sadece ileri değil, sağa-sola, geri de bakın. Yanından geçtiğiniz insanların yüzlerine bakın. Arkanızda kalanları unutmayın. Geride bıraktıklarınızı aklınızın bir köşesinde bulundurun. Geleceğe bağlı yaşamamanız gibi geçmişi de tamamen unutmamanız gerekiyor.
Lütfen bu hayatı her evresinin farkına vararak yaşayın.
Elinizi bile kaldıramayacak bir hale bir gün içinde gelebilmeniz mümkünken, sağlıklı geçirilen her dakikanın altın değerinde olduğunu görmek için aptal olmaya gerek var mı?
Her paragrafta ahkam kestiğim için tüm okurlardan özür dilerim; bilmenizi isterim ki bu emirlerin hepsi kendimedir, arasından kendine pay çıkaracak olursa, başım gözüm üstüne.
Fotoğraf: Upset boy against a wall – Crestock Photos