Trabzonspor, Paok ve Fenerbahçe
Tüm Fenerbahçeliler olarak zor bir dönemden geçiyoruz. Biliyorum ki artık bu cümlelerle başlayan yazıları okumaktan bıktınız. Gönül isterdi ki yazıya çok daha coşkulu başlayalım, kupaya doğru gittiğimizden, favori olduğumuzdan haber verelim; ama şartlar bu şekilde gelişmedi ve bu sene avrupa maceralarımıza çok erken nokta koyup evimize döndük.
Peki Fenerbahçe’de ne oluyor? Neler yaşanıyor? Nasıl bir dönemden geçiyoruz ve bu dönemin getirileri neler, götürüleri neler? Kaybedecek bir şeyimiz kalmadığına göre artık tüm bunları en ince ayrıntısına kadar tartışabiliriz. Bu aşamada sizlerin de yorumlarına ihtiyaç duyuyorum futbolsever okurlarım. Fenerbahçeli olmak zorunda değilsiniz, futbolla ilgileniyorsanız elbette Fenerbahçe ile ilgili de görüşleriniz olacaktır, lütfen belirtmekten çekinmeyin.
Şanssızız. Kötü oyunumuzun tek sebebi elbette bu değil, başarısızlıkların üstünü örtmeye çalışmıyorum; ama şanssızız. Kura çekiminde PAOK’u seçmemiz, yaşanan sakatlıklar, deplasmanda şansımızın bir türlü tutmadığı Trabzonspor ile karşı karşıya gelmek… Bunların hepsi Aykut Kocaman için bir dezavantaj. Çünkü Türk teknik direktörlere sabrımızın ne kadar olduğunu biliyoruz ve Aykut’un bir süre daha dayanabilmek için avantajlı skorlara ihtiyacı vardı.
Oynanan oyuna baktığımızda Trabzonspor maçında istekliydik. Hani yenileceksek böyle yenilelim dedim kendi kendime; çünkü Trabzonspor’u hafife almıyorum ve bu sene kendilerinden çok şey bekliyorum. Deplasman faktörünü de işin içine kattığımızda takımın kötü oynadığını söylemek Fenerbahçe’ye biraz haksızlık etmek olur.
Paok maçlarında ise ne yazık ki istenen oyun ortaya konmadı. Takımın savaşmadığını görmek için aptal olmaya gerek yok. Maçları kazanmak için ne yazık ki sadece yetenek yetmiyor. Eskiden futbol zekası yüksek olan oyuncularımız sayesinde maç boyunca koşmasak da ufak birkaç hareketle kazanabiliyorduk. Özellikle Alex bu konuda ustaydı; ama dünyada değişimin kendisinden başka her şey değişiyor. Futbol da değişti. Artık sadece oyun zekası bir işe yaramıyor. Fiziksel üstünlük, hırs, istek gibi etkenler çok büyük önem kazandı. Kısacası mücadele etmeyen, bir yerlerinden ter akmayan takımlar kaybetmeye mahkum…
Bir üstteki paragrafta bahsettiğim günümüz futbolunu esas aldığımızda artık koşmayan oyuncuların, fiziksel özellikleri yetersiz oyuncuların başarılı olamayacağını söylemek mümkün. Eğer çok büyük bir futbol zekasına sahip ama fiziksel anlamda yetersiz oyuncularınız varsa bunlardan en fazla bir tanesini takım içinde değerlendirip etrafını da çok koşan ve fiziksel olarak üstün oyuncularla donatmanız gerekiyor. Ki bana kalırsa buna da gerek yok. Çünkü hem belirli bir fiziksel kapasiteye hem de oyun zekasına sahip futbolcular, aradığınız zaman bulabileceğiniz kadar yakınınızda.
Lafı nereye getirdiğimi anlamışsınızdır. Fenerbahçe artık bir değişim sürecine girdi ve artık bünyesinde savaşmayan oyunculardan kurtulması gerekiyor. Oturduğu yerden para alan ve isteneni bir türlü veremeyen oyuncularımızla bir bir bağları koparıyoruz. Sanırım sırada Cristian olacak. Alex’i ise bu kategoriye koymak istemiyorum çünkü o Fenerbahçe için çok değerli bir topçu. Elbette artık onun da takımdaki yeri sağlam değil ve kendisi de bunun son sezonu olduğunun farkında. Tabi Alex’i diğer oyuncular gibi değil, kaptanlığına yakışır şekilde uğurlama vaktidir.
Demem o ki son birkaç maça baktığımızda Fenerbahçe’nin değişime bağlı sancılar çektiğini görüyoruz. Gönül isterdi ki tüm bu değişimler olumlu yan etkilerle beraber gerçekleşsin ve karşımıza her gelene 4-5 artıp yollayalım; ama ne yazık ki bu mümkün değil. Hızlı ve yetenekli oyuncular alıyoruz: Niang, Stoch, Dia. Elimizde özverili ve başarılı oyuncularımız var: Gökhan Gönül, Lugano, Emre, Mehmet Topuz. Yeteneklerini henüz yeterince sergileyememiş oyuncularımız var: Özer, Andre Santos.
Kısacası başarılı olmamak için hiçbir sebebimiz yok. Ben hala Aykut Hocaya güvenme taraftarıyım ve gerekirse bu senenin hibe edilmesinde de hiçbir sakınca görmüyorum. Senelerdir yaşanan bütün bu problemlerden dolayı ise doğrudan yönetimi suçlu buluyorum. Onlarla ilgili yazmaya kalksam herhalde sayfalar tutardı. O yüzden hiç girmiyorum.
Sarı-Lacivert günler,
Sevgiler.